Özet
Bipolar bozukluk, dönemsel ataklarla seyreden ve bazı dönemlerde kişinin muhakeme, irade ve gerçeklik değerlendirme yetisini etkileyebilen bir duygudurum bozukluğudur. Ancak tanının varlığı tek başına vesayet için yeterli değildir. Hukuki değerlendirmede esas olan, hastalığın kişinin fiil ehliyetini ve ekonomik menfaatlerini koruyabilme kapasitesini somut olarak etkileyip etkilemediğidir. Bu nedenle mahkemeler; atak sıklığı, psikotik belirtiler, hastaneye yatış öyküsü ve kişinin sosyal-ekonomik işlevselliği gibi klinik göstergeleri dikkate alarak karar verir. Türk hukukunda vesayet, Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesi kapsamında değerlendirilir ve bipolar bozuklukta her zaman tam vesayet yerine bazı durumlarda yasal danışmanlık gibi daha sınırlı koruma mekanizmaları da tercih edilebilir.
Bipolar bozukluk, epizodik seyirli (belirli dönemlerde ataklarla alevlenen, atak dışı dönemlerde ise görece stabil ve işlevselliğin korunabildiği) ve dönemsel olarak kişinin muhakeme, irade ve gerçeklik değerlendirme yetisini etkileyebilen bir duygudurum bozukluğudur. Hukuki açıdan temel mesele, bu hastalığın ayırt etme gücünü ve fiil ehliyetini hangi koşullarda ortadan kaldırdığıdır.
Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesi uyarınca akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen, korunması için sürekli yardıma muhtaç olan veya başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Dolayısıyla bipolar bozukluk bakımından vesayet değerlendirmesi, tanıdan ziyade işlevsel ehliyet kaybına dayanır.
Bu çalışma, bipolar bozukluk özelinde vesayet şartlarını, klinik göstergelerin hukuki değerlendirmeye etkisini ve uygulamada karşılaşılan ek yetki sorunlarını incelemektedir.
Bipolar Bozuklukta Fiil Ehliyeti Sorunu
Bipolar bozukluk tek başına vesayet sebebi değildir. Hastalık epizodik seyir gösterdiğinden, kişinin:
- Stabil dönemleri,
- Atak sıklığı,
- Atakların şiddeti,
- Psikotik eşlik,
- Sosyal ve ekonomik işlevselliği
ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Bu bakımdan ehliyet değerlendirmesi statik değil, dinamik bir süreçtir.
Klinik Göstergelerin Hukuki Değerlendirmeye Etkisi
Adli psikiyatri pratiğinde yapılan çalışmada, mahkemelerce vesayet değerlendirmesi için gönderilen bipolar hastaların %66’sında yasal temsilci önerildiği saptanmıştır. (Erhan Akıncı, Fatih Öncü, Can Ger, Mustafa Sabuncuoğlu, Anıl Kırmızı, Nezih Eradamlar, “Bipolar Bozukluğu Olan Hastalara Yasal Temsilci Atanma Önerisini Etkileyen Sosyodemografik ve Klinik Özellikler”, Türk Psikiyatri Dergisi, 2017, Cilt 28, Sayı 3, s.149-155.)
Çalışmada vesayet önerisini artıran bağımsız değişkenler şunlardır:
- Bipolar bozukluğa ek olarak başka bir ruhsal hastalığın da bulunması (örneğin alkol ya da madde bağımlılığı gibi): Yapılan çalışmada, ek bir psikiyatrik hastalığı bulunan hastalarda vesayet önerilme olasılığının yaklaşık 11 kat daha yüksek olduğu saptanmıştır. (Akıncı vd., s.153.)
- Manik atak sayısındaki artış: Manik atak sayısındaki artışın vesayet ihtimalini yaklaşık 1,3 katı artırdığı gösterilmiştir. (Akıncı vd., s.153.)
- Karma atak sayısındaki artış: Karma atak sayısındaki artışın ise bu ihtimali yaklaşık 2,2 katı artırdığı görülmüştür. (Akıncı vd., s.153.)
Ayrıca:
- Psikotik atak öyküsü
- Varsanı varlığı
- Kötülük görme ve alınma sanrıları
- Yüksek hastaneye yatış sayısı ve süresi
- Alkol ve madde kullanım bozukluğu
vesayet kararını güçlendiren klinik faktörler olarak belirlenmiştir. (Akıncı vd., s.151-154.)
Bu veriler, hukuki değerlendirmede özellikle şu unsurların önemini göstermektedir:
- Hastalığın kronikliği
- Atak sıklığı ve şiddeti
- Psikotik özelliklerin varlığı
- Eştanılı psikiyatrik bozukluklar
Dolayısıyla bipolar bozuklukta vesayet kararı çoğunlukla atak sayısı yüksek ve psikotik özellik eşlik eden olgularda gündeme gelmektedir.
Mani ve Karma Atakların Hukuki Sonuçları
Mani dönemlerinde sıklıkla görülen:
- Kontrolsüz borçlanma
- Aşırı harcama
- Riskli yatırım kararları
- Taşınmaz devri
- Online bankacılık üzerinden yüksek meblağ transferi
davranışları, kişinin ekonomik menfaatlerini koruyamadığını gösteren somut olgular olarak kabul edilir.
Özellikle psikotik mani dönemlerinde gerçeklik değerlendirme kapasitesinin bozulması, ayırt etme gücünü geçici veya kalıcı biçimde ortadan kaldırabilir.
Tam Vesayet ile Yasal Danışmanlık Arasındaki Ayrım
Türk Medeni Kanunu sistematiğinde tam vesayet, fiil ehliyetinin tamamen kaldırılmasıdır. Yasal danışmanlık ise, fiil ehliyetinin belirli işlemler bakımından sınırlandırılmasıdır.
Bipolar bozukluk epizodik olduğu için, her olguda tam vesayet ölçülü olmayabilir. Stabil dönemleri uzun olan, işlevselliği korunan bireylerde yasal danışmanlık daha uygun bir çözüm olabilir. Bu noktada ölçülülük ilkesi belirleyicidir.
Vesayet Sonrası Ek Yetki Hususu
Uygulamada sıkça karşılaşılan sorunlardan biri, vesayet kararının kapsamının idari kurumlarca dar yorumlanmasıdır.
Özellikle bipolar hastalarda aşağıdaki yetkiler açıkça talep edilmelidir:
- Banka hesaplarının yönetimi
- İnternet bankacılığının sınırlandırılması
- Kredi kullanımının engellenmesi
- Emekli maaşı promosyonunun alınması
- Taşınmaz satışı için izin
- Araç satışı
Vesayetin Sürekliliği ve Gözden Geçirilmesi
Bipolar bozuklukta hastalık seyri değişken olduğundan vesayet kararı mutlak ve değişmez değildir. Bu sebeple stabilizasyon halinde vesayetin kaldırılması talep edilebilir. Bununla birlikte sık atak ve psikotik seyir devam ediyorsa uzatma mümkündür. Bu yönüyle vesayet, bireyin hakları ile korunma ihtiyacı arasında kurulan dinamik bir dengedir.
Mani dönemlerinde ekonomik menfaatlerini koruyamadığı ve kontrolsüz işlemler yaptığı belirlenen bipolar hastanın vesayet altına alınmasının hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.
Sonuç ve Değerlendirme
Bipolar bozukluk, epizodik seyirli yapısı nedeniyle hukuki ehliyet değerlendirmesinde kategorik değil, somut ve bireyselleştirilmiş bir inceleme gerektiren bir hastalıktır. Tanının varlığı tek başına vesayet için yeterli olmayıp, asıl belirleyici olan hastalığın kişinin muhakeme yeteneği, irade serbestisi ve ekonomik menfaatlerini koruyabilme kapasitesi üzerindeki etkisidir.
Adli psikiyatri verileri, özellikle sık manik ve karma atak geçiren, psikotik özellik eşlik eden, eş tanılı ruhsal hastalığı bulunan ve tekrarlayan hastane yatışları olan olgularda vesayet önerilme ihtimalinin belirgin biçimde arttığını göstermektedir. Bu durum, hukuki değerlendirmenin klinik seyirle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte bipolar bozukluğun dönemsel yapısı, her olguda tam vesayetin ölçülü bir çözüm olmayabileceğini göstermektedir. Stabil dönemleri uzun olan ve işlevselliğini koruyabilen bireylerde, fiil ehliyetinin tamamen kaldırılması yerine daha sınırlı koruma mekanizmalarının (örneğin yasal danışmanlık) tercih edilmesi, ölçülülük ilkesi ile daha uyumlu olacaktır.
Vesayet kararı verildiğinde ise uygulamada karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, kararın kapsamının yeterince açık belirlenmemesidir. Özellikle bankacılık işlemleri, kredi kullanımı ve taşınmaz tasarrufları bakımından açık ve somut yetki verilmemesi, hem kısıtlının korunmasını zorlaştırmakta hem de idari uygulamada belirsizlik yaratmaktadır.
Sonuç olarak bipolar bozuklukta vesayet kurumu, bireyin temel hak ve özgürlükleri ile korunma ihtiyacı arasında hassas bir denge kurmayı gerektirir. Hukuki değerlendirme; hastalığın adı üzerinden değil, hastalığın somut etkileri üzerinden yapılmalı; hem koruyucu hem de ölçülü bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu çerçevede vesayet, cezalandırıcı bir mekanizma değil, kişinin menfaatlerini korumaya yönelik istisnai bir hukuki müdahale olarak değerlendirilmelidir.
