Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğü ve Tıbbi Malpraktis Sorumluluğu

Tıbbi müdahalelerde hukuka uygunluğun en temel unsurlarından biri, hastanın “aydınlatılmış onam”ının alınmasıdır. Modern tıp hukukunda hekimin sorumluluğu yalnızca doğru teşhis ve tedavi ile sınırlı olmayıp; hastayı uygulanacak işlem, alternatif yöntemler, riskler ve müdahalenin reddi halinde doğabilecek sonuçlar konusunda yeterli şekilde bilgilendirmesini de kapsamaktadır. Özellikle prenatal tanı süreçleri, genetik taramalar ve yüksek riskli gebelikler bakımından aydınlatma yükümlülüğü daha da ağırlaşmaktadır.

Hekim-Hasta İlişkisinin Hukuki Niteliği

Türk hukukunda yerleşik içtihatlara göre hekim ile hasta arasındaki ilişki, ağırlık görüş vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Bu nedenle hekim, belirli bir sonucun kesin olarak gerçekleşmesini taahhüt etmese de; tıbbi müdahaleyi yürütürken gerekli dikkat, özen ve mesleki standartlara uygun davranmak zorundadır. Estetik müdahalelerde olduğu gibi eğer bir sonuç taahhüdü bulunuyorsa burada eser sözleşmesinin varlığı kabul edilmelidir.

Bu kapsamda hekim;

  • Hastanın tıbbi durumunu zamanında değerlendirmek,
  • Gerekli tetkikleri istemek,
  • Şüpheli durumlarda ileri incelemelere yönlendirmek,
  • Tıbbi riskleri açıklamak,
  • Alternatif tanı ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi vermek,
  • Hastanın bilinçli karar verebilmesini sağlamak

yükümlülüğü altındadır.

Aydınlatılmış Onamın Hukuki Önemi

Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğü yalnızca etik bir sorumluluk değildir; aynı zamanda hukuki bir zorunluluktur.

Hastanın vereceği onayın geçerli sayılabilmesi için;

  • Özgür iradeye dayanması,
  • Yeterli bilgilendirme sonrasında verilmesi,
  • Risklerin anlaşılır şekilde açıklanması,
  • Alternatiflerin sunulması

gerekmektedir.

Eksik bilgilendirme ile alınan onam hukuken geçerli kabul edilmeyebilir. Bu durumda hekim, tıbbi müdahaleyi teknik olarak doğru gerçekleştirmiş olsa bile sorumluluk doğabilmektedir.

Tıbbi Müdahalelerde Aydınlatılmış Onamın Yokluğu Manevi Tazminat Sebebi midir?

Prenatal Tanı Süreçlerinde Hekimin Sorumluluğu

Gebelik takibinde uygulanan üçlü tarama testi, ikili tarama testi veya benzeri prenatal tarama yöntemleri kesin tanı yöntemi değildir. Bu testler yalnızca risk değerlendirmesi sağlar. Özellikle riskli gebeliklerde yalnızca tarama testi yaptırılmış olması, hekimin yükümlülüğünü sona erdirmemektedir. Tarama testinin ne anlama geldiği, kesin tanı koyup koymadığı, ileri tanı yöntemlerinin mevcut olup olmadığı ve bunların riskleri konusunda hastanın açık biçimde bilgilendirilmesi gerekir.

Risk oranının yüksek çıkması halinde hekimin;

  • Hastayı ayrıntılı biçimde bilgilendirmesi,
  • Kesin tanı yöntemlerini açıklaması,
  • Amniyosentez gibi ileri inceleme seçeneklerini anlatması,
  • Bu yöntemlerin taşıdığı düşük riski gibi komplikasyonları açıklaması,
  • Hastanın bilinçli tercih yapmasını sağlaması

gerekmektedir.

Yargısal uygulamada özellikle “riskli sonuç mevcut olmasına rağmen hastanın yeterince bilgilendirilmemesi” önemli bir hizmet kusuru ve malpraktis olarak değerlendirilmektedir.

İspat Yükü Kime Aittir?

Tıbbi uyuşmazlıklarda en kritik konulardan biri, aydınlatmanın yapıldığının kim tarafından ispatlanacağıdır.

Yerleşik uygulamaya göre; hastayı aydınlatma yükümlülüğü hekime aittir. Bu yükümlülüğün yerine getirildiğini ispat yükü de hekime düşmektedir.

Dolayısıyla hekim veya sağlık kuruluşu;

  • Onam formu,
  • Bilgilendirme kayıtları,
  • Epikriz notları,
  • Hasta dosyası kayıtları,
  • Yazılı muvafakat belgeleri

ile hastanın yeterince bilgilendirildiğini ortaya koymalıdır.Salt “hastaya sözlü bilgi verildiği” yönündeki soyut savunmalar hasta tarafından da kabul edilmedikçe yeterli kabul edilmemektedir.

Tıbbi Malpraktis Davalarında Sigorta Şirketinin Sorumluluğu

Türkiye’de kamu veya özel sağlık kurumlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırmaları 1219 sayılı Kanun‘un Ek 12. maddesi gereği zorunludur. Serbest çalışan hekimler de bu sigortayı yaptırmakla yükümlüdür Hekimlerin mesleki faaliyetleri bakımından yaptırılan zorunlu mali sorumluluk sigortaları, belirli koşullar altında hastanın uğradığı zararların sigorta şirketinden talep edilmesine imkân tanımaktadır. Bu nedenle malpraktis davaları yalnızca hekime karşı değil; sigorta şirketine karşı da açılabilmektedir.

Yargıtay 11. HD., E. 2018/5309 K. 2019/7607 T. 28.11.2019 tarihli Kararı

“Somut olayda, anne karnındaki bebeğin down sendromlu olma riskinin yüksek (1/51) çıktığı anlaşılmaktadır. Alınan raporlarda da belirtildiği gibi, tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olma ihtimali bulunduğu gibi, yüksek risk çıkması da bebeğin kesin olarak down sendromlu olduğu anlamına gelmemekte, bebeğin down sendromlu olup olmadığının tespiti için kesin tanı yöntemlerine ./.. başvurulması gerekmekte, ancak bu yöntemler de düşük gibi riskleri beraberinde getirmektedir. Bu durumda hekim, üçlü tarama testi sonucunda elde edilen sonucu, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini, yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklamalı, onu aydınlatmalıdır. Aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükü ise hekimdedir.”

Sonuç

Tıp hukukunda hekimin sorumluluğu yalnızca tedavinin başarısıyla ölçülmemektedir. Hastanın kendi geleceği ve bedeni üzerinde bilinçli karar verebilmesi için yeterli şekilde bilgilendirilmesi de en az tıbbi müdahalenin kendisi kadar önemlidir. Özellikle prenatal tanı süreçlerinde; riskli bulguların açıklanmaması, ileri tanı yöntemleri konusunda hastanın bilgilendirilmemesi veya bu hususların kayıt altına alınmaması, hekimin hukuki sorumluluğunu doğurabilmektedir.

Konuyla ilgili hukuki destek almak için bizimle iletişime geçin






    Yazar Hakkında

    Av. Alihan Kotan, Kotan & Gökce Hukuk Bürosu’nun kurucu avukatlarından olup, hukuk eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde başlatmış, lisans öğrenimini İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yüksek onur derecesiyle tamamlamıştır. İzmir Bakırçay Üniversitesi’nde Özel Hukuk alanında yüksek lisans eğitimine devam eden Av. Alihan Kotan, mesleki çalışmalarını başta şirketler ve ticaret hukuku, borçlar hukuku, rekabet hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, ceza hukuku ile icra ve iflas hukuku olmak üzere çeşitli hukuk alanlarında sürdürmektedir. Hollanda vatandaşlığına sahip ve ileri düzeyde İngilizce bilen Av. Alihan Kotan, Kotan & Gökce Hukuk Bürosu bünyesinde; dava takibi, hukuki danışmanlık, sözleşme süreçlerinin yönetimi, ticari uyuşmazlıkların çözümü ve uluslararası nitelik taşıyan hukuki işlemlere ilişkin hizmetler sunmaktadır.